Müsaadenizle sevebilir miyim sizi
Yüreğimin yanına koyabilir miyim yüreğinizi
Sözlerinizle canlanıp, gülüşünüzle hayat bulmalıyım
Ruhumu sizinle ateşlere salmalıyım
Vuslatıma sebep siz olabilirsiniz
Karanlığıma ışık, nefesime nefes
Yalnızlığıma yoldaş oluverin isterseniz
Ömrümü adarım siz dilerseniz
Kilitli kapılarımın anahtarı
Boşluğa bıraktığım düşlerin sesi
Kaybettiğim yolların sonu
Duygularımın fermanı olur musunuz?
Sönmüş bakışlarımın feri
Siz olmazsanız yaşayamam besbelli
Kırıldı gururun ince beli
Dile geldi aşk kabul edin haydi beni
21.12.2010
Zamanın Eli
Öyle bir hal ki için ürperir gördüğünde. Biran dağlar omzuna bırakmıştır sanki kendini. Buruk bir mutluluk, temenniler sonsuz. Ağlamayı unutmalısın desen de kendine olmaz. Hasrete yenilir her bir hücren. Özlemek bu kadar anlamlımıydı? Hatırlamak istemez ruhun, susmak ister sözcüklerin. Kemirir seni boşluklarında birikenler. Günler, aylar geçse de bıraktığını sandığın bekliyor seni nöbette. Uzak ihtimaller gerçekleşiverince dolaşır adımların birbirine. Zamana bırakırken zamanla bırakmışsın oysa kendini. Umut değil ki içindeki. Sorular cevapsız, bekleyiş anlamsız bilirsin. Eskilerden birkaç anı gelir hafızana. Anıların yok olursa, ruhunda yok olur inanırsın. Açılır geçmişin tozlu sayfaları. Üfleyince geçer mi acılar, silinir mi içini yakanlar? Başlar düşünceler. Devam etmek şimdi daha zor gelir. Sorarsın kendi kendine. Mevsimler geçerken neredeydi? Güvendiğin omuzlar bırakıp gitmedi mi sanki seni? Zaman bile yetiremedi kendini, zamansızlığa talim şimdi. Erir mi söyle bir bakışına buz tutan yüreğin. Yaşamaksa yaşadın dibe vurana kadar. Yetmedi mi, bitmedi mi cezası aşkın? Şimdi külleri savur rüzgâra.ZAMANIN ELİ OKŞASIN YÜREĞİNİ...(20.06.10)
10.12.2010
ESİR
Esir bıraktığım düşlerimdi hayatıma erteleyen
Seni söyledi sözcüklerim, aradı sokaklarda ayak izlerim
Yaşamak için muhtaçtı gülen gözüne, tek bir sözüne
Sustur dedin, sus dedim susmadı gönül
Özlemenin anlamı değişirdi gelsen
Sustururdun belki içimdeki seni
Aynalara küsmezdim o zaman
Yalnızlığı hissetmezdim ki bu kadar derin
(25 Ocak 2010)
Seni söyledi sözcüklerim, aradı sokaklarda ayak izlerim
Yaşamak için muhtaçtı gülen gözüne, tek bir sözüne
Sustur dedin, sus dedim susmadı gönül
Özlemenin anlamı değişirdi gelsen
Sustururdun belki içimdeki seni
Aynalara küsmezdim o zaman
Yalnızlığı hissetmezdim ki bu kadar derin
(25 Ocak 2010)
ANILARI KESMEK
Gül bülbüle vurgun, bülbül güle. Tek şahitleri sessiz bahçıvan. Gün aşırı gelir oturur dibine gülün dinler, anlamaya çalışır bülbülü. Yaramaz çocuklar yüzünden bir gün dalı kırılır gülün. Bülbül feryattadır ve gül son nefesini verirken ağlamaklı. Ne yapsın ki şimdi bahçıvan alır makası eline dalını keser gülün daha fazla acı çekmesin diye.
Bahçıvan üzülmekle beraber zorunda hissetmiştir kendisini. Bülbülün feryadına içi yanarak görevine geri dönmüştür. Gülü kaybeden bülbül acı acı ötmektedir artık. Hayatın acı veren yönlerini bir kâğıdı, her hangi bir bez parçasını keser gibi kaldırıp atamazsınız. İnsan bazen yaşanmışlıklarını kesip atmayı tercih eder. Olmamışçasına devam etmeye çalışır ömrüne. Belki başarır belki daha çok saplanıp kalır geçmişine. Herkese ve yaşanan anlara göre değişir bu. Hayatın kesitlerinden azar azar keser atarız kimi zaman. Ya da kestiğimizi, kaldırıp attığımızı zannederiz. Beynimizin kalbimizin derinliklerinde zaman içinde sinmiş bir detay olarak kalır. Zararı olmaz deriz, unutmak isteriz. Hâlbuki asıl zarar veren görmezden geldiklerimiz ya da kesip attıklarımızdır içimize. Bir de bizimle birlikte anmak istemediğimiz, ayıplarımız, suçlarımız, günahlarımız vardır. Bir daha hatırlamak istemediğimiz anılarımız vardır. Oysa bir jiletle, bir bıçakla ya da bir makasla kestiğimiz her hangi bir şeye benzemez bu. Kesilmez ve silinmez bir şekilde gelecek günlerde kendisini hatırlatmaya devam edeceği anları beklemeye çekilir.
Ayrılık zamansız gelir ve özlem başlar yüreklerde. Ölüm ayrılık kadar acıtmaz insanın içini. Ölünce beynin sana oyunlarını oynayamaz ruhun ayrılıp gitmiştir bedeninden. Hâlbuki ruhu olan beden için azaptır ayrılık. Yanıp durur içinde bir volkan ve gözlerin nemlidir çoğu zaman. Ayrılıkla beraber derin bir hasret başlar. Özlemek güzeldir vuslat varsa sonunda. Peki ya yoksa? İşte ömrünü gün gün yiyen seni eriten bir hal alır ayrılık.
Özlemini, anılarını kesebilir misin bir makas yardımıyla. Yardımcı olmaz hiçbir kesici alet artık sana. İstersin kesip bir çırpıda atıp unutuvermeyi. Verilen hediyeleri, fotoğrafları, kızgın bir anında kesebilir, yakabilir, yırtıp atabilirsin hiç acımadan. Lakin anıları kesemezsin.
Unutmak istersin kötü anıları nedense. Haksızlık değil midir güzel anıları unutmamak. En büyük haksızlık unutmaktır geçmişini. Gün gelir hesap sorar geçmişin senden. Unutmuştum hatırlamıyordum dersin masum bir ifadeyle. Oysa sen kendine yalan söyleyip avutmuşsundur onca zaman kendini. Ne büyük zavallılıktır unutmak, unutmaya çalışmak. Unutmaktan çok unutulmak acıtır insanın içini. Belki de bu sebepten unutmaya çalışmamak gerekir yaşanılanları. Unutmaya çalışmak diye bir şey yok insanın beyninde. Silinecekler arasına atarsın ilkin, yüreğinin de derinliklerine gizlersin. Şansın varsa gün yüzüne çıkmayacaktır kim bilir. Kim bilir belki de hiç umulmadık bir anda kendisini gösteriverir.
Elime verin kör bir makası kesebileceksem keseyim tüm içimi acıtan ayrıntıları. Kendini kandıranlar arasında bende alayım yerimi. Şansım varsa zaman kestiklerimi çıkarmayacaktır nasıl olsa karşıma. Böyle avutmak istese kişi kendisini ne kadar avutabilir sizce?
Kandırmaktan gelin vazgeçin kendinizi hayat acı ve tatlı anılarıyla güzel. Kandırmayı seçiyorsanız eğer ömrünüze yazıktır. Durun ve bir kez daha düşünün. Acıyla yoğrulur ve bir meyve misali olgunlaşır insan. Geçmişinizden kaçamazsınız gün gelir karşınızda beliriverir. Yaşanılanları unutmaya çalışıp bastırmak mı kolay? Kabullenmeye çalışıp zamanın kollarına kendini bırakmak mı? Bu durumda bir makas gibi kollarımızı açalım geleceğe dair umutlarımızı gözleyelim hep birlikte.
Bahçıvan üzülmekle beraber zorunda hissetmiştir kendisini. Bülbülün feryadına içi yanarak görevine geri dönmüştür. Gülü kaybeden bülbül acı acı ötmektedir artık. Hayatın acı veren yönlerini bir kâğıdı, her hangi bir bez parçasını keser gibi kaldırıp atamazsınız. İnsan bazen yaşanmışlıklarını kesip atmayı tercih eder. Olmamışçasına devam etmeye çalışır ömrüne. Belki başarır belki daha çok saplanıp kalır geçmişine. Herkese ve yaşanan anlara göre değişir bu. Hayatın kesitlerinden azar azar keser atarız kimi zaman. Ya da kestiğimizi, kaldırıp attığımızı zannederiz. Beynimizin kalbimizin derinliklerinde zaman içinde sinmiş bir detay olarak kalır. Zararı olmaz deriz, unutmak isteriz. Hâlbuki asıl zarar veren görmezden geldiklerimiz ya da kesip attıklarımızdır içimize. Bir de bizimle birlikte anmak istemediğimiz, ayıplarımız, suçlarımız, günahlarımız vardır. Bir daha hatırlamak istemediğimiz anılarımız vardır. Oysa bir jiletle, bir bıçakla ya da bir makasla kestiğimiz her hangi bir şeye benzemez bu. Kesilmez ve silinmez bir şekilde gelecek günlerde kendisini hatırlatmaya devam edeceği anları beklemeye çekilir.
Ayrılık zamansız gelir ve özlem başlar yüreklerde. Ölüm ayrılık kadar acıtmaz insanın içini. Ölünce beynin sana oyunlarını oynayamaz ruhun ayrılıp gitmiştir bedeninden. Hâlbuki ruhu olan beden için azaptır ayrılık. Yanıp durur içinde bir volkan ve gözlerin nemlidir çoğu zaman. Ayrılıkla beraber derin bir hasret başlar. Özlemek güzeldir vuslat varsa sonunda. Peki ya yoksa? İşte ömrünü gün gün yiyen seni eriten bir hal alır ayrılık.
Özlemini, anılarını kesebilir misin bir makas yardımıyla. Yardımcı olmaz hiçbir kesici alet artık sana. İstersin kesip bir çırpıda atıp unutuvermeyi. Verilen hediyeleri, fotoğrafları, kızgın bir anında kesebilir, yakabilir, yırtıp atabilirsin hiç acımadan. Lakin anıları kesemezsin.
Unutmak istersin kötü anıları nedense. Haksızlık değil midir güzel anıları unutmamak. En büyük haksızlık unutmaktır geçmişini. Gün gelir hesap sorar geçmişin senden. Unutmuştum hatırlamıyordum dersin masum bir ifadeyle. Oysa sen kendine yalan söyleyip avutmuşsundur onca zaman kendini. Ne büyük zavallılıktır unutmak, unutmaya çalışmak. Unutmaktan çok unutulmak acıtır insanın içini. Belki de bu sebepten unutmaya çalışmamak gerekir yaşanılanları. Unutmaya çalışmak diye bir şey yok insanın beyninde. Silinecekler arasına atarsın ilkin, yüreğinin de derinliklerine gizlersin. Şansın varsa gün yüzüne çıkmayacaktır kim bilir. Kim bilir belki de hiç umulmadık bir anda kendisini gösteriverir.
Elime verin kör bir makası kesebileceksem keseyim tüm içimi acıtan ayrıntıları. Kendini kandıranlar arasında bende alayım yerimi. Şansım varsa zaman kestiklerimi çıkarmayacaktır nasıl olsa karşıma. Böyle avutmak istese kişi kendisini ne kadar avutabilir sizce?
Kandırmaktan gelin vazgeçin kendinizi hayat acı ve tatlı anılarıyla güzel. Kandırmayı seçiyorsanız eğer ömrünüze yazıktır. Durun ve bir kez daha düşünün. Acıyla yoğrulur ve bir meyve misali olgunlaşır insan. Geçmişinizden kaçamazsınız gün gelir karşınızda beliriverir. Yaşanılanları unutmaya çalışıp bastırmak mı kolay? Kabullenmeye çalışıp zamanın kollarına kendini bırakmak mı? Bu durumda bir makas gibi kollarımızı açalım geleceğe dair umutlarımızı gözleyelim hep birlikte.
ÖZGÜRLÜĞÜN BEDELİ
Özgürlüğü hissedebilmek sonsuz biçimde. Bulutlar yumuşacık kucaklayacakmış gibi etrafımızda. Denizleri aştık şimdi ve göklerde arıyoruz kaybettiğimiz özgürlüğü. Nefes almak mıdır Allaha yakın olmak. Daha fazla anlıyor insan bulutların arasından geçerken. Binlerce mil yüksekte, kaybolmaktasın şimdi. Kuşlar kadar özgür mü sanırsın kendini. Belki gördüklerin mavi ve beyazın sonsuzluğunu simgeliyor sana. Unutma sonsuzluk hissini de sana yaşatan biri var.
Özgür hissediyorum şimdi yükseklerde. Yeryüzünden uzak gökyüzünde olsaydı evim diye düşünsem biran. Kötülüklerden uzak, insanlardan uzak yaratana daha bir yakınmış gibi. Hâlbuki bu bir aldatmaca yaratan her yerde daima benimle. Boşa arama onu bulamazsın göklerde. Dön bir bak aynadaki yüzüne sonra elini koy yüreğinin üstüne, işte tam orada her anında seninle birlikte.
Özgürlük mü istiyorsun? Öyleyse dinle beni. Kendini kafese kapatan sen değil misin? Bir başkası mı yaşadı bunca hayatı senden habersiz, bırak bunları artık kandırma kendini.
Özgürlük bile esir kaldı ellerinde, çırpınıyor fark etmedin mi?
Haydi, azıcık umut ve minik bir adımla seslen özgürlüğüne, alsın seni yanına götürsün yüreğinin gitmek istediği yerlere.
9 Şubat 2010
Özgür hissediyorum şimdi yükseklerde. Yeryüzünden uzak gökyüzünde olsaydı evim diye düşünsem biran. Kötülüklerden uzak, insanlardan uzak yaratana daha bir yakınmış gibi. Hâlbuki bu bir aldatmaca yaratan her yerde daima benimle. Boşa arama onu bulamazsın göklerde. Dön bir bak aynadaki yüzüne sonra elini koy yüreğinin üstüne, işte tam orada her anında seninle birlikte.
Özgürlük mü istiyorsun? Öyleyse dinle beni. Kendini kafese kapatan sen değil misin? Bir başkası mı yaşadı bunca hayatı senden habersiz, bırak bunları artık kandırma kendini.
Özgürlük bile esir kaldı ellerinde, çırpınıyor fark etmedin mi?
Haydi, azıcık umut ve minik bir adımla seslen özgürlüğüne, alsın seni yanına götürsün yüreğinin gitmek istediği yerlere.
9 Şubat 2010
DENİZİN YÜZÜ
Sen ve ben günbatımında denize karşı
Papatyalar içinde oturmuş mahzun ve sessiz izlemekteyiz
Gözlerimize bakmaya cesaretimiz yok
Susuyor, içimiz bir garip telaşlı
Özlem yakıp kavuruyor papatyaları
Deniz hırçın ve dalgalı
Martılar çığlık çığlığa ağlıyor sanki
Uzansak boşluğa düşüverecek bedenlerimiz
Dökülse kelimeler dudaklarından
Korkar kulaklarım işiteceklerine
Ellerin titriyor ve gözünde bir damla yaş
Dur sakın söyleme sadece bak gözlerime
Dinle martılar ne söylüyor bize
Neden deniz böylesine hırçın
Neden özlem yakıyor papatyaları
Ve neden gözünde yaş var
Sus sadece sus duymayayım sözcüklerini
Ağlama akmasın gözlerinden yaş
Rüya bu ya yinede dayanamam bu haline
Ben bir avare çare olamam çaresizliğine
Demedim mi yar sana çare değil bende ki
Lal olsun dilin duymayayım
Sessizce ağla şimdi
Papatyaları yakan özlem senide yakıyor artık öylemi
Yan sen olabildiğince derinden yan
İçimde küllendikçe aşk sen yanacaksın her bir zerrende
(5 Şubat 2009)
Papatyalar içinde oturmuş mahzun ve sessiz izlemekteyiz
Gözlerimize bakmaya cesaretimiz yok
Susuyor, içimiz bir garip telaşlı
Özlem yakıp kavuruyor papatyaları
Deniz hırçın ve dalgalı
Martılar çığlık çığlığa ağlıyor sanki
Uzansak boşluğa düşüverecek bedenlerimiz
Dökülse kelimeler dudaklarından
Korkar kulaklarım işiteceklerine
Ellerin titriyor ve gözünde bir damla yaş
Dur sakın söyleme sadece bak gözlerime
Dinle martılar ne söylüyor bize
Neden deniz böylesine hırçın
Neden özlem yakıyor papatyaları
Ve neden gözünde yaş var
Sus sadece sus duymayayım sözcüklerini
Ağlama akmasın gözlerinden yaş
Rüya bu ya yinede dayanamam bu haline
Ben bir avare çare olamam çaresizliğine
Demedim mi yar sana çare değil bende ki
Lal olsun dilin duymayayım
Sessizce ağla şimdi
Papatyaları yakan özlem senide yakıyor artık öylemi
Yan sen olabildiğince derinden yan
İçimde küllendikçe aşk sen yanacaksın her bir zerrende
(5 Şubat 2009)
AŞK İNCECİK ÇİZGİ
Aşk incecik çizgisiyle yaklaşır arkadaşlığın sınırlarına. Tehlike başlamıştır birden. Beklemezsin aklına gelmemiştir ki öyle bir ihtimal. Arkadaşlığın vazgeçemeyecek kadar kıymetli, aşk umulmayacak kadar yakındır. Ne yapmalıyım? Nasıl uzaklaşmalıyım? Düşünceler başlar ve ardından ruhunda önüne geçemediğin değişimler.
Hayatın sana oyun oynamaya başlamıştır artık. Eğer güçlüysen bu oyunu sen kazanırsın. Ya tüm geçmişi, vazgeçemeyeceğin arkadaşlığı korur, yoluna içindeki sesleri susturup devam edersin, ya da gemileri yakar aşkın kollarına bırakıverirsin kendini. Riske değer kimine göre, kimine göre riske atılmayacak kadar kıymetlidir arkadaşlık aşktan.
Ruhunu sarar biran da pusuda bekleyen hain düşünceler. Aklın sadeliğe alışmışken nerden çıktı şimdi bu karmaşa. İnsanın içine şüphe düşmeyiversin. Sen mi düşüncelerinin hâkimi olacaksın, düşüncelerin mi seni çevirecek etrafında. Zamanın ellerine teslim edeceksin kendini, bekleyeceksin.
Kalbine izin veremeyecek kadar hassastır bulunduğun yer. Mantığının sesiyle hareket etmeli, riske atmamalısın kendini. Yılların biriktirdiği muhabbet i yitirmemek adına sessizliğini korumalısın.
Deniyor musun bu dedikleri mi?
Başarabiliyor musun söylesene.
Anladım başaramadın, aşka yenilgiyi kabullendin ve yakacaksın gemilerini.
Dur ve düşün. Değer mi kalbinin sesini yükseltmeye. Değer mi acısıyla yoğrulmaya. Değer mi yeniden ateşlere atmana kendini. Değerse haydi söyle. Bağır içinde biriken sevgi sözlerini. Aşkın ateşiyle yansın için ve bir filiz yeşersin yeniden yüreğinde. Umut her daim senle, aşk yolunda sana yoldaş olsun. Sevdiğin ömrüne ömürlük olsun.
24 Aralık 2009
Hayatın sana oyun oynamaya başlamıştır artık. Eğer güçlüysen bu oyunu sen kazanırsın. Ya tüm geçmişi, vazgeçemeyeceğin arkadaşlığı korur, yoluna içindeki sesleri susturup devam edersin, ya da gemileri yakar aşkın kollarına bırakıverirsin kendini. Riske değer kimine göre, kimine göre riske atılmayacak kadar kıymetlidir arkadaşlık aşktan.
Ruhunu sarar biran da pusuda bekleyen hain düşünceler. Aklın sadeliğe alışmışken nerden çıktı şimdi bu karmaşa. İnsanın içine şüphe düşmeyiversin. Sen mi düşüncelerinin hâkimi olacaksın, düşüncelerin mi seni çevirecek etrafında. Zamanın ellerine teslim edeceksin kendini, bekleyeceksin.
Kalbine izin veremeyecek kadar hassastır bulunduğun yer. Mantığının sesiyle hareket etmeli, riske atmamalısın kendini. Yılların biriktirdiği muhabbet i yitirmemek adına sessizliğini korumalısın.
Deniyor musun bu dedikleri mi?
Başarabiliyor musun söylesene.
Anladım başaramadın, aşka yenilgiyi kabullendin ve yakacaksın gemilerini.
Dur ve düşün. Değer mi kalbinin sesini yükseltmeye. Değer mi acısıyla yoğrulmaya. Değer mi yeniden ateşlere atmana kendini. Değerse haydi söyle. Bağır içinde biriken sevgi sözlerini. Aşkın ateşiyle yansın için ve bir filiz yeşersin yeniden yüreğinde. Umut her daim senle, aşk yolunda sana yoldaş olsun. Sevdiğin ömrüne ömürlük olsun.
24 Aralık 2009
HÜZÜN
Puslu camlardan bakıyor gözlerim bilmediğim denizlere
Hava bulutlu ve serin
Bilmezsin adım adım takip eder beni ayak izlerin
Şehir gizemiyle duruyor karşımda
Ne martı var ne de beni dinleyen kız kulesi
Tanıdık değil insanların yüzü
Bak uzaklarda yabancıyım şimdi
Sonsuz gibi solumda durur deniz
Sağım şehrin dağlarının arasında gizlenmiş görüntüsü
Kulağımda tanıdık bir şarkı bizi hatırlatan
Klişeleşmiş sözlerim kalmadı aşka dair
Şimdi yabancı ve yalnızım bu şehirde
Sadece özlemek var düne dair
Geleceğim puslu ve içimde bir endişe
Her yeni gün korkuları getirir bana
Cesaret yüreğim ha gayret diyorum çaresizce kendime
Aşkın ayak sesleri yaklaşınca kuş misali ürküp kaçıyorum
Ne zamana kadar sürer bilemeden bekliyorum
(21.01.10)
Hava bulutlu ve serin
Bilmezsin adım adım takip eder beni ayak izlerin
Şehir gizemiyle duruyor karşımda
Ne martı var ne de beni dinleyen kız kulesi
Tanıdık değil insanların yüzü
Bak uzaklarda yabancıyım şimdi
Sonsuz gibi solumda durur deniz
Sağım şehrin dağlarının arasında gizlenmiş görüntüsü
Kulağımda tanıdık bir şarkı bizi hatırlatan
Klişeleşmiş sözlerim kalmadı aşka dair
Şimdi yabancı ve yalnızım bu şehirde
Sadece özlemek var düne dair
Geleceğim puslu ve içimde bir endişe
Her yeni gün korkuları getirir bana
Cesaret yüreğim ha gayret diyorum çaresizce kendime
Aşkın ayak sesleri yaklaşınca kuş misali ürküp kaçıyorum
Ne zamana kadar sürer bilemeden bekliyorum
(21.01.10)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)